Boş kalan o sandalyenin karşısında, dudakların ucundan dökülen alışıldık sipariş, insanın yokluk karşısındaki en sessiz yenilgilerinden biridir. Bir insanın dünyadan çekilmesi bazen bir monitördeki ritmin ansızın düz bir çizgiye dönüşmesi kadar kısa ve kesindir. Beden bir anda gider. Oysa zihnin, ruhun ve alışkanlıkların vedası çok daha uzun sürer.
Garson masaya tek bardak çay bıraktığında insan bunu fark eder. Dünya kendi düzeninde akmaya devam ederken, senin dünyan bir süre o ince belli bardağın karşısında durur. İki çay söylemeye alışmış bir zihin, yokluğun gerçeğini hemen öğrenemez. Dil eski hayatın içinden konuşur. Göz kapıya kayar. Bir sandalye boş kalır ama insan bir süre daha orada birinin oturduğunu sanır.
Belki yasın en ağır tarafı da budur. İnsan birini bir anda kaybeder ama onun yokluğuna bir anda geçemez. Sabah uyandığında aklına düşen ilk düşünceden, sokağın köşesinde tanıdık bir silüet arayan gözlerinden, hesabı isterken kullandığı çoğul eklerden onu hemen çıkaramaz.
Çünkü ölüm bir anda olur; yokluk ise insanın hayatına yavaş yavaş yerleşir.
Bir dostun öldüğünü bilmekle, onun artık gelmeyeceğini anlamak aynı şey değildir. İnsan önce haberi duyar. Sonra günler geçer. Bir kapı açılmaz. Bir telefon çalmaz. Bir sandalye boş kalır. Birlikte yapılacak sıradan şeylerin artık hiç yapılmayacağını insan ancak zamanla fark eder.
Balığa çıkılmayacaktır artık. Aynı masada oturulmayacak, aynı cümlelere gülünmeyecek, küçük şeylere kızılmayacaktır. Belki ölümün en ağır yanı da burada saklıdır. Büyük hayallerden önce, küçük alışkanlıklar yetim kalır.
İnsan çoğu zaman kaybettiği kişinin ardından yalnız onu aramaz. Onunla birlikte sürdüğü hayatı da arar. Aynı masada oturan, aynı sessizlikleri paylaşan, aynı şeylere kızıp gülen eski halini de. Bir insan öldüğünde yalnız kendisi gitmez. Bizim onun yanındayken olduğumuz insan da yaşayacak yerini kaybeder.
Bu yüzden yas, unutmak değildir. İnsan çoğu zaman unutmaz. Sadece artık o kişiye göre yaşamamayı öğrenir.
Bir süre daha iki çay söyleyecek gibi olur.
Bir süre daha kapıya bakar.
Sonra bir gün tek çay ister.
Ve belki o an, ölümden çok daha sessiz bir şey gerçekleşir: İnsan, onun gerçekten gelmeyeceğini anlar.
