Kime nasip bilinmez ama bir yanımda Turgutlu, bir yanımda Manisa, ileride İzmir’in silüeti. Ben ise hasta taşıyordum. Başka bir şey demiyorum.
Yirmi beş yılı aşkın süredir hekimim. Bunun on beş yılını helikopter ambulansta, Türkiye’nin farklı bölgelerinde, yaklaşık 2500–3000 hastayı havadan naklederek geçirdim. Kara ambulansında, acil servislerde ve özel hastane nöbetlerinde de çok sayıda insanla karşılaştım. Emeklilik hakkımı kazandım ama hâlâ hekimlik yapıyorum.
Bu yıllarda tıbbın yalnızca bilgi ve teknikten ibaret olmadığını gördüm. İnsanla karşılaşmak, belirsizlik altında karar vermek ve sorumluluk taşımak da işin kendisi. Hekimlik bana hayatın somut ve kırılgan yüzünü gösterdi. Yazmak ise bütün bu karşılaşmaların geride bıraktığı sorular üzerine düşünme imkânı veriyor.
İnsanla ve sanatla kurduğum bağın kökleri de eskiye dayanıyor. Tıp Fakültesi’nde üçüncü sınıftayken, okul idaresinin de desteğiyle öğrenciler ve çalışanlardan oluşan bir Türk Sanat Müziği topluluğu kurdum. Konservatuvar ve TRT sanatçılarıyla kurduğumuz ilişkiler sayesinde çeşitli konserlerin düzenlenmesine katkıda bulunduk. Aynı yıllarda önce gönüllü olarak hastane laboratuvarında çalışıp işi öğrendim; ardından hem okudum hem çalıştım.
Bu sayfada büyük fikirlerden çok, çoğu zaman fark edilmeden geçen küçük anlar var: bir hastane koridoru, bir yolculuk, eski bir kitap, bir konuşma. Zaman, yaşlanma, yalnızlık, kayıp, değişim ve umut üzerine yazıyorum. Kesin cevaplarım yok. Daha çok soruların peşindeyim.
İnsanın zamanla yalnızca yaş almadığını, yaşadıklarıyla birlikte değiştiğini düşünüyorum. Bazen kendimizi bulmaktan çok, uzun bir hayatın içinde yavaş yavaş kuruyoruz.
Hoş geldin.