Kendinden Azar Azar Vazgeçmek

İnsan bazen kendini kaybetmez; azar azar vazgeçer.

Yıllarca aynı hayatın içinde yaşar. Aynı ev, aynı iş, aynı insanlar… Değişen pek bir şey yokmuş gibi görünür.

Sonra bir gün, sıradan bir anda, kendine dışarıdan bakar gibi olur. Verdiği bir tepkiyi, sustuğu bir cümleyi, artık sevmediği hâlde sürdürdüğü bir alışkanlığı fark eder.

Belki de insan kendine birdenbire yabancılaşmaz. Küçük vazgeçişlerle uzaklaşır kendinden. Başkalarını kırmamak için sustukları, düzen bozulmasın diye katlandıkları, “Böylesi daha kolay,” diyerek geride bıraktıkları zamanla birikir.

Sonunda aynadaki yüz hâlâ tanıdıktır ama yaşadığı hayat biraz yabancı gelmeye başlar.

Georges Simenon’un özgün adı L’Homme qui regardait passer les trains —kabaca Trenlerin Geçişini Seyreden Adam— olan romanı, saygın ve düzenli bir aile babası olan Kees Popinga’nın hayatındaki bütün dayanakların bir gecede çöküşünü anlatır. Fakat Simenon’un asıl meselesi suç değildir. Asıl mesele, insanın yıllarca taşıdığı kimliğin bir anda üzerinden düşmesidir.

Popinga özgürleştiğini düşünür. Oysa insan bazen zincirlerinden kurtulduğunda kendine kavuşmaz; içinde sakladığı yabancıyla karşılaşır. Romanın “yaşamak hırsı” dediği şey de hayata duyulan sade bir bağlılıktan çok, varlığını hem başkalarına hem de kendine kanıtlama saplantısıdır.

Trenler geçip gider. Popinga onları seyrederken yaşayabileceği başka hayatlara bakar. Sonunda o trenlerden birine biner. Fakat insanın kendisinden uzaklaşabileceği bir istasyon yoktur.

Bir Cevap Yazın

Dr.Ümit AKTÜRK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin