Bazen insanları hiç dahil olmadan izlemek gerekir.
Sıradan şeyleri biraz daha dikkatli görmek…
Bir çocuğun yürüyüşü. Kasiyerin yüz ifadesi. Otobüste dalıp giden biri.
Gündelik hayatın görünmez ayrıntıları, sanıldığından daha yoğundur.
İnsan çoğu şeyi gördüğünü sanıyor. Ama belki de büyük kısmını filtreliyor.
Bir de şu ilginç:
İnsan artık beklemeye çok az dayanabiliyor.
Asansör yavaş gelince telefon çıkarılıyor. Kırmızı ışıkta ekran açılıyor. Bir videonun ilk saniyesinde sıkılınabiliyor.
Boşlukla temas süresi kısaldı.
Blaise Pascal çok önce şunu söylemişti: “İnsanın tüm mutsuzluğu, odasında sessizce oturamamasından kaynaklanır.” Bugün bu cümle daha da ağır basmaktadır. Çünkü insan artık yalnızca odasında değil, her yerde kendinden kaçıyor. Boşluk geldiğinde dolduruluyor. Sessizlik geldiğinde gürültüyle örtülüyor.
Oysa zihnin bazı bağlantıları tam da boş anlarda kuruluyor olabilir.
Belki can sıkıntısı tamamen kötü bir şey değildir.
Çünkü sıkılan zihin, dışarıda oyalanacak bir şey bulamayınca içeri dönüyor olabilir.
Birçok çocukluk fikri, uzun ve boş öğleden sonralarında ortaya çıkıyordu belki de.
Şimdi insanın boş zamanı var.
Ama boş zihni daha az var.
Belki de modern insanın en büyük yorgunluğu, hiç yalnız kalamayan zihnidir.
Çünkü insan bazen düşünmekten değil, sürekli uyaran altında kalmaktan yorulur.

Bir Cevap Yazın