İnsan bazen kendini ararken, önce kendine fazla gelir. İçinde konuşan seslerin hangisi kendisi, hangisi korkusu, hangisi yarasıdır; ayırt edemez.
Ego, insanın göğsünde küçük bir taht kurar. Oradan hüküm verir. Ben haklıyım der. Ben kırıldım der. Ben üstünüm der. Ben eksik kaldım der.
İd ise daha eski bir yerden konuşur. Açtır. İster. Beklemez. Utanmaz. Bir çocuk kadar çıplak, bir hayvan kadar pervasızdır.
İnsan bu ikisinin arasında uzun süre kendini ben sanır. Bir tarafı alkış ister. Bir tarafı doyurulmak ister. Bir tarafı görülmek ister. Bir tarafı her şeyi yakıp geçmek.
Oysa insan yalnızca bunlardan ibaret değildir.
Bir yer vardır. Ne nefsin bağırdığı yerdir orası, ne egonun kendini parlattığı yer. Daha sessizdir. Daha geniştir. İnsan oraya vardığında kendini büyütmez. Küçültmez de. Sadece yerine koyar.
Belki Yunus’un “ben” dediği yer biraz burasıdır. Ben derken kendini çoğaltmayan, kendini Allah’ın önünde hafifleten bir ben.
Belki Mevlana’nın döndüğü yer de biraz burasıdır. Dönüp dururken merkeze yaklaşmak. Kendi etrafında değil, hakikatin etrafında dönmek.
Belki Hallac’ın “Ben Hakk’ım” dediği yer de buraya yakın bir yerdir. Kibir değil, yok oluş. Söyleyenin kendini aradan çektiği bir hâl.
Ben o kadar büyük sözlerin insanı mıyım, bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Bırakıldığım yerde değilim artık.
İçimde hâlâ ham yerler var. Kızan, isteyen, gücenen, susmayan yerler. Ama artık her sese inanmıyorum. Her isteği kader sanmıyorum. Her kırgınlığı hakikat diye taşımıyorum.
İnsan kendini aşınca yok olmuyor. Sadece kendi gürültüsünden biraz çekiliyor. Orada daha ince bir ses duyuluyor.
Sen yalnızca sana yapılanlardan ibaret değilsin. Sen yalnızca eski adın, eski yaran, eski öfken değilsin.
Bir yol var. Ne tamamen dünya, ne dünyadan kaçış. Ne yalnızca beden, ne bedeni inkâr. Ne yalnızca ben, ne bensiz bir boşluk.
İnsan bu yolda yürürken her şeyi çözmez. Ama bazı düğümleri artık sıkmaz.
Ben de belki oradayım. Tam varmış değilim. Tam kaybolmuş da değilim.
Biraz Yunus’un toprağına bakıyorum. Biraz Mevlana’nın dönüşüne. Biraz kendi içimdeki sessiz çocuğa. Biraz da bunca yıldan sonra hâlâ nefes alan o adama.
Ve kendime usulca şunu söylüyorum: Eski ben değilim. Ama henüz tamamlanmış biri de değilim.
Biraz daha farkındayım. Biraz daha yavaş. Biraz daha az hüküm veren. Biraz daha çok duyan.
Nefsi öldürmeden terbiye etmek. Egoyu kırmadan yerine indirmek. Yarayı saklamadan, ona kimlik vermemek.
Ve sonunda, büyük bir cümle kurmadan, sadece şunu diyebilmek: Ben hâlâ yoldayım. Ama bıraktığınız yerde değilim.
25.05.2026