Henüz Yargılanmadan

Published on

in

Woman reading a script while standing outside Audition Room 3B in a hallway

İnsan bazen bir ortama girmeden önce oraya çoktan yerleşmiş olur.
Henüz kapı açılmadan, içeride nasıl duracağını bilir. Sesini ne kadar yükselteceğini, neye güleceğini, neye sessiz kalacağını önceden prova eder. Bu hazırlık, dışarıdan bakıldığında sıradan bir uyum çabası gibi görünür. Oysa daha derinde, görünmeyen bir düzen kurulur: kabul görmeye hazırlık.
Kabul edilmek, çoğu zaman bir ihtiyaç olarak anlatılır. Ama ihtiyaçtan önce gelen bir şey vardır: beklenti. İnsan, nasıl karşılanacağını tahmin etmeye çalışır. Bu tahmin çoğu zaman kesin değildir; belirsizliğin içinden çıkar. Ama yine de yeterlidir. Çünkü insan, kesin bilgiye değil, ihtimale göre davranır.
Bu yüzden bazı cümleler kurulmadan geri çekilir. Bazı itirazlar daha doğmadan vazgeçilir. Henüz kimse reddetmemiştir; ama zihin, reddedilme ihtimalini önceden hesaba katmıştır. Böylece kişi, kendini olduğu gibi sunmak yerine, kabul edilebilir olanı seçmeye başlar.
İnsan, başkalarının bakışında kendine bir yer açmaya çalışırken, çoğu zaman o bakışın içinde kaybolur. Sartre’ın söylediği gibi: “Cehennem başkalarıdır.” Bu cümle, başkalarının varlığını değil, onların bakışının ağırlığını anlatır. Çünkü insan, yalnızca görüldüğü için değil, nasıl görüldüğünü düşündüğü için de değişir.
Burada ilginç olan, bu sürecin çoğu zaman bilinçli olmamasıdır. Kimse oturup “şimdi kabul görmek için kendimi değiştireyim” demez. Daha çok, küçük ayarlamalar yapılır. Gülüş biraz törpülenir, ses biraz yumuşatılır, bazı kelimeler seçilir, bazıları elenir. Bu küçük değişiklikler birikir ve sonunda kişi, kendisine benzeyen ama tam olarak kendisi olmayan bir versiyonla ortaya çıkar.
Bu süreç, bir uyumdan çok bir düzenlemedir. İnsan, kendini tamamen terk etmez; ama kendini olduğu gibi de bırakmaz. Arada bir yerde, başkalarının bakışına göre şekillenen bir alan oluşturur. Bu alan güvenlidir. Çünkü öngörülebilirdir. Ne kadar uyum sağlanırsa, o kadar az risk alınır.
Ama her güvenli alanın bir bedeli vardır.
Kabul edilme ihtimali arttıkça, kişinin kendisiyle olan mesafesi de artabilir. Çünkü kişi, yalnızca başkalarının nasıl gördüğünü değil, nasıl görmek isteyebileceğini de hesaba katmaya başlar. Böylece gerçeklik, dış dünyanın değil, olası yargıların etrafında şekillenir.
Belki de bu yüzden, insan kalabalıklar içinde daha çok hazırlanır; yalnız kaldığında ise bu hazırlığa ihtiyaç duymaz. Yalnızlıkta kimse izlemiyordur. Ya da en azından, öyle varsayılır. O zaman kişi, kendini düzenlemek yerine kendini bırakabilir. Ama kalabalıkta, görünmek ihtimali bile bir hazırlık başlatır.
İşte insan tam da bu eşikte durur: henüz yargılanmadan önce, yargıya göre şekillenmek.
Bu bir zayıflık mı, yoksa bir adaptasyon mu?
Belki de ikisi de doğru soruyu sormuyordur.

Bir Cevap Yazın


Gelin Beraber Yazalım

Siz de yazılarıma yön vermek ve dinamizm katmak için bana katılın

www.umitakturk.com sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin