Bazı insanlar hayatı yaşayarak değil, uyanık kalarak tüketir.
Onlar için uyku bir ihtiyaçtan çok, zihnin önüne çekilmiş mecburi bir perdedir.
Az uyumak bazen bir disiplin değildir;
düşüncenin bedene açtığı savaştır.
Çok okuyan, çok düşünen, zihni kolay susmayan insan için gece yalnızca dinlenme vakti değildir. Gece, dünyanın gürültüsünün azaldığı ve zihnin kendi sesini en net duyduğu zamandır. Bu yüzden bazı insanlar yatağa bedenleriyle gider, ama zihinleri masada kalır.
Balzac’ın kahveyle ayakta kaldığı söylenir. Yazmak için, yetişmek için, kurduğu dünyanın içinde biraz daha kalabilmek için. Burada kahve sadece içecek değildir; bedene yöneltilmiş bir emirdir: “Henüz bitmedi.”
Bazı düşünürlerin, bazı romancıların, bazı takıntılı zihinlerin ortak kaderi budur: Uykuya teslim olmak istemezler. Çünkü uyku bir teslimiyettir. Düşünce ise kendini sürdürmek ister.
Ama burada trajik bir taraf da vardır.
İnsan bazen çok yaşadığı için değil, kendini çok harcadığı için derinleşir.
Az uyumak bir erdem gibi anlatılır çoğu zaman. Oysa her zaman öyle değildir. Kimi zaman üretkenliğin değil, huzursuzluğun belirtisidir. Kimi zaman zihin, hakikate yaklaştığı için değil, kendi içinden çıkamadığı için uyanık kalır.
Belki de mesele şu değildir:
Kim ne kadar az uyudu?
Asıl soru şudur:
İnsan uykudan çaldığı zamanı gerçekten hayata mı ekler,
yoksa yalnızca kendi tükenişine mi?
Çünkü bazıları geceyi uzatarak eser verir.
Bazıları ise yalnızca yorgunluğunu büyütür.
Düşünce kıymetlidir. Okumak, yazmak, zihni zorlamak da öyle.
Ama insan bir yerden sonra şunu sormak zorundadır:
Ruhumu büyüten şeyle bedenimi tüketen şey,
her zaman aynı şey midir?
Belki de büyük zihinlerin az uykusunda hayran olunacak kadar değil, ürkülecek kadar yalnızlık vardır.
Uykudan Çalınan Hayat
By

Read Next:
Gelin Beraber Yazalım
Siz de yazılarıma yön vermek ve dinamizm katmak için bana katılın

Bir Cevap Yazın