Görünmez Yargıç

İnsan neden sürekli kendini açıklama ihtiyacı hisseder?
İnsan yalnızca anlaşılmak istemez. Yanlış anlaşılmaktan da kaçmaya çalışır.
Bu yüzden bazen yaptığı şeyden çok, neden yaptığını anlatır. Bir karar verir. Sonra gerekçelerini sıralar. Sanki davranış tek başına yeterli değilmiş gibi.
İlginç olan şu: İnsan çoğu zaman başkalarını değil, kendi içindeki görünmez yargıcı ikna etmeye çalışır.
Çünkü insanın içinde sürekli çalışan bir izleyici vardır. Kendini takip eden bir taraf.
“Doğru mu yaptım?”
“Abartıyor muyum?”
“Bencil mi göründüm?”
“Yetersiz mi kaldım?”
Michel Foucault, modern insanı bir panoptikon hapishanesindeymişçesine tanımlar. Dışarıdan bir gardiyan izlemese bile, insan kendini sürekli gözetleyen bir varlık haline gelir. Gözetim artık içselleşmiştir. İnsan kendi bekçisi olmuştur.
Bazı insanlar dışarıdan çok sakin görünür ama içlerinde sürekli savunma hazırlığı vardır.
Belki de modern hayatın garip taraflarından biri bu: İnsan artık yalnızca yaşamıyor. Aynı zamanda kendisini açıklayan bir anlatı da taşıyor.
Neden böyle düşündüğünü, neden yorulduğunu, neden uzaklaştığını sürekli tanımlamaya çalışıyor.
Sosyal medyayı kullanma isteğinin bir nedeni de belki budur. İnsan orada yalnızca görünmek istemez. Kendini anlamlandırmak için dışarıdan kanıtlar da arar.
Benzer düşünenleri, benzer kırgınlıkları, benzer yorgunlukları görmek ister. Çünkü insan bazen kendi duygusuna tek başına güvenemez. Onun başka hayatlarda da karşılığı olduğunu görmek ister.
Sanki ancak o zaman içindeki şey biraz meşrulaşır.
Jean-Paul Sartre’ın meşhur cümlesi buradadır: “Cehennem, başkalarıdır.” Bu yalnızca başkalarının varlığından rahatsız olmak değildir. Başkalarının bakışının, insanın kendi özgürlüğünü nasıl kısıtladığıdır. Çünkü başkası seni izlediğinde, sen artık kendini onun gözünden görmeye başlarsın.
Bazen paylaşmak görünmek için değil, insanın kendi duygusuna kanıt araması içindir.
Bu yüzden bazı paylaşımlar aslında bir gösterme biçimi değil, sessiz bir onay arayışıdır.
“Ben böyle hissediyorum. Bunu hisseden yalnızca ben değilim, değil mi?”
Çünkü belirsiz kimlik rahatsız edici gelir.
Oysa insan dediğimiz şey çoğu zaman tamamlanmış bir karakter değil. Duruma göre değişen bir akış.
Bazı günler cesur. Bazı günler içine kapanık. Bazı ilişkilerde açık. Bazılarında savunmalı.
Ama zihin tutarlılık ister. Kendini tek bir hikâyeye dönüştürmek ister.
Erving Goffman bunu başka bir yerden anlatır: Hayat bir sahnedir ve herkes bir rol oynar. İnsan farklı ortamlarda farklı benlikler sunar. Ama bu bir yalan değildir; bu, sosyal hayatın doğal bir parçasıdır. İnsan sürekli olarak kendini performansa döker.
Belki de bu yüzden insan bazen değişmekten değil, eski açıklamalarını kaybetmekten korkar. Çünkü yeni bir hale geçince eski cümleler çalışmamaya başlar.
Bir başka tuhaflık da şu: İnsan bazen gerçekten ne hissettiğini, anlatırken öğrenir.
Düşünce her zaman hazır beklemez içeride. Bazı şeyler konuşulurken oluşur.
Belki bu yüzden bazı sohbetlerden sonra insan hafifler. Sorun çözüldüğü için değil. İçindeki dağınık şeyi ilk kez biraz net gördüğü için.
İnsan bazen başkalarına kendini anlatmaz. Kendi içinde dağılmış parçaları birbirine bağlamaya çalışır.

Bir Cevap Yazın

Dr.Ümit AKTÜRK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin