Anlatının Sınırı

Kelimeler, düşünceler ve duygular…
Anlatabilmeyi mümkün kılan muhteşem üçlü.
Ama çoğu zaman bu üçü aynı hizaya gelmez.
Biri öne çıkar, diğerleri geride kalır.
Ve insan, tam anlatacağını sandığı yerde eksik kalır.
Çünkü onları birbirinden ayıran şey mantıktır.
Akıl ve mantık, insan için en büyük kazanım gibi görünür.
Ama insanın akıl almaz duygusal yapısı, anlatımı neredeyse imkânsız hâle getirir.
Yıllarca aynı evi paylaşan,
aynı kaderi tevekkülle karşılayan bir çift düşün.
Onlar hakkında söylenecek onca güzel şey varken,
bir gün içlerinden birinin hayata dair beklentisi değişir.
Ve o an,
her şey mantığın sınırlarının dışına taşar.
Yaşamak Hırsı’da olduğu gibi…
Tekdüzeliğin içinde kurulan hayat,
bir anda anlamını yitirir.
Ve insan,
mantıksız dediğimiz ama aslında
fazla birikmiş duyguların taşması olan bir deliryuma girer.
Ama asıl mesele şudur:
Bir hikâyeyi nereden anlatmaya başlarsın?
Kendisini bir binanın üçüncü katından atmak isteyen bir babaya “dur” dediğinde…
O anı mı anlatırsın?
Yoksa o ana gelene kadar birikenleri mi?
Hangi kelimeler yeterli olur?
Hangi duygu doğruyu temsil eder?
Bitmemiş hikâyeler anlatılamaz.
Çünkü sonu olmayan bir olay,
anlamını da taşıyamaz.
İnsan, ancak bitmiş olanı anlatabilir.
Çünkü ancak o zaman taraflar oluşur,
haklılar ve haksızlar belirginleşir.
Ve anlatı, mantığın sınırlarına yaklaşır.
Ama gerçek zamanın içinde…
Hiçbir şey bu kadar net değildir.
Baba o an haksızdır.
Ne yaşamış olursa olsun,
o eyleme yönelmiş olması bile yeterlidir.
Çünkü bazı eylemler,
gerekçesi ne olursa olsun,
kendi başına bir yargıdır.
Ama anlatı burada bir oyun oynar.
O anı sonradan anlatırken,
insan kendine mesafe koyar.
Duygularını törpüler.
Kelime seçer.
Mantık kurar.
Ve sonunda…
Anlatılabilir bir hikâye yaratır.
Oysa gerçek şudur:
O an yaşanan,
hiçbir zaman tam olarak anlatılamaz.
Çünkü insan yaşarken hissettiğini,
sonradan düşündüğü şekilde yaşamamıştır.
Bu yüzden bazı hikâyeler eksik kalır.
Bazıları hiç anlatılamaz.
Ve belki de en doğrusu şudur:
İnsan, yaşadığı hayatın değil;
anlatabildiği kısmının sahibidir.

Bir Cevap Yazın

Dr.Ümit AKTÜRK sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin