Dostoyevski: Bölünmenin Sesi

Published on

in

Dostoyevski’yi okurken insan çoğu zaman bir roman değil, bir iç duruşma tutanağı okuduğunu fark eder. Budala, Ezilenler, Öteki ve en nihayetinde Suç ve Ceza; hepsi farklı karakterler üzerinden aynı soruyu sorar:
İnsan, kendini ne zaman haklı çıkarmaktan vazgeçer ve ne zaman yalnızca kendine hesap vermek zorunda kalır?
Raskolnikov’un hikâyesi bir cinayetle başlamaz. Baltadan önce gelen şey, haklı olma ihtiyacıdır. Yoksulluğu, adaletsizliği, dünyanın çürümüşlüğünü gerekçe göstererek kendine açtığı dar ama tehlikeli bir savunma alanı vardır. O alan kapanana kadar suç henüz işlenmemiştir; ama insan çoktan parçalanmaya başlamıştır. Çünkü düşünce, eylemden önce vicdanla temas eder. Ve vicdan, susturulsa bile unutmaz.
Dostoyevski’nin asıl mahareti, suçu dış dünyadan çok zihnin içine hapsetmesindedir. Polis, mahkeme, cezaevi; bunlar ikincildir. Asıl sorgu, insanın kendi içinde kurduğu kürsüdedir. Raskolnikov’un ateşi, yakalanma korkusundan değil; savunduğu fikrin içten içe çökmesinden yükselir. Haklılığını savunacak alan kalmadığında, insan susmaz — içe çöker.
Bu noktada Öteki’deki bölünmüş benlik ile Suç ve Ceza’daki vicdan çatışması aynı düzlemde okunabilir. Kişilik bölünmesi bir hastalık değil; bazen taşınamayacak kadar ağır bir haklılık yükünün sonucudur. İnsan kendini savunamaz hâle geldiğinde, benlik ikiye ayrılır: biri konuşur, diğeri dinler; biri gerekçe üretir, diğeri susarak cezayı keser.
Ayrıştırılmış Katkı – Psikolojik Okuma:
Raskolnikov üzerine yapılan çağdaş yorumlarda dikkat çekici bir ortaklık vardır: Suç, bir anlık öfkenin değil; uzun süre zihinde taşınan bir düşüncenin ürünüdür. Eylemden önce fikir vardır, fikirden önce ise haklı olma arzusu. Bu arzunun ideolojik bir zemine oturtulması — “üstün insan” düşüncesi gibi — kişiyi özgürleştirmez; aksine onu kendi vicdanına karşı savunmasız bırakır. Böylece ceza, mahkeme salonunda değil, zihnin içinde başlar. İnsanı çökertecek olan şey suçun kendisi değil; o suçu savunamaz hâle gelmektir.
Budala’daki Prens Mışkin bu yüzden karşı kutuptadır. O, haklı olmaya çalışmaz; bu yüzden ezilir. Ama Raskolnikov, haklı olmaya çalıştığı için parçalanır. Biri toplum tarafından dışlanır, diğeri kendi içinden sürgün edilir. Dostoyevski’nin trajedisi burada derinleşir:
Toplum affedebilir; insan kendini affedemeyebilir.
Belki de bu yüzden Suç ve Ceza, bir polisiye değil; bir direnç kırılması hikâyesidir. İnsanın hayata karşı çabalama gücü, kendine anlatabildiği hikâyelerle ayakta kalır. O hikâye çöktüğünde, suçtan önce umut tükenir.
Ve insan bazen mesleğini, kimliğini, statüsünü değil;
hesap verebilme hakkını kaybettiğinde çöker.
Ne İsa’nın çarmıhı ne de Yusuf’un kuyusu bundan farklıdır.



Gelin Beraber Yazalım

Siz de yazılarıma yön vermek ve dinamizm katmak için bana katılın

www.umitakturk.com sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin