Şaşırtmayan Hata

Elinde hesap makinesi olan birinin hâlâ işlem hatası yapması masum bir yanılgı değildir; ahlaki bir tercihtir.Bugün bir kuyumcuya girdiğimde bunu bir kez daha düşündüm. Daha önce defalarca ölçülmüş, ayarı belli, gramı net bir altın… Ölçmekten çok hesap makinesine bakmayı tercih etti. Rakamlar sabitti ama parmakları tuşlarda gereğinden uzun gezindi. Çarpanlar arttı, süre uzadı, belirsizlik çoğaldı.…

Elinde hesap makinesi olan birinin hâlâ işlem hatası yapması masum bir yanılgı değildir; ahlaki bir tercihtir.
Bugün bir kuyumcuya girdiğimde bunu bir kez daha düşündüm. Daha önce defalarca ölçülmüş, ayarı belli, gramı net bir altın… Ölçmekten çok hesap makinesine bakmayı tercih etti. Rakamlar sabitti ama parmakları tuşlarda gereğinden uzun gezindi. Çarpanlar arttı, süre uzadı, belirsizlik çoğaldı. Sonunda bana bir fiyat söyledi; altın değişmemişti ama değer, o kısa sessizlikte eksilmişti.
Aynı ürünü başka bir kuyumcuda sorduğunuzda başka bir fiyat duymanız tesadüf değildir. Altının değeri sabit, insanın çaresizliği değişkendir. Profesyonel olan bilir; bu altın çöpe düşse bile değerinden bir şey kaybetmez. Ama onu elinde tutan insan, çoğu zaman kendi değerinden feragat etmek zorunda kalır. İşte pazarlık tam burada başlar: metalle değil, insanla yapılır.
Bazen pasta bize büyük görünür. Oysa bize düşen, çok katlı bir pastanın yalnızca küçük bir dilimidir. Ve o dilimin büyüklüğünü pastayı yapan değil, bıçağı elinde tutan belirler. Sorun payın küçüklüğü değildir; sorun, bu küçüklüğün bize bir kader gibi sunulmasıdır.
Sürekli “beş kuruşla yetinmeyi” öğütleyen bu düzen, yalnızca ekonomik bir eşitsizlik üretmez; kişiliği de daraltır. İnsan, hakkını istemekten utandırıldıkça, beklentisini küçültmeye zorlandıkça, zamanla kendi sınırlarını savunamaz hâle gelir. Bir süre sonra pazarlık edilen şey emek değil, karakter olur.
Altın, kuyumcunun vitrininde değerini korur. İnsan ise çoğu zaman bıçağın karşısında sessiz kalmayı seçer. O sessizlik büyüdükçe, mesele para olmaktan çıkar; kim olduğumuz, neye razı edildiğimiz ve neden susmayı öğrendiğimiz sorusuna dönüşür.
Belki de asıl soru şudur:
Değerimizi ölçen gerçekten hesap makinesi mi, yoksa biz mi sonucu baştan kabul ediyoruz?

Tags: