Hayat bazen hayaldir, bazen kaçmak, bazen mutluluk, bazen de hüzün. Ne gelirken rızamız vardır ne giderken gönlümüz. İkisi arasında, hak yemeden ve hakkımızı yedirmeden, kırmadan ve kırılmadan ilerlemeye çalıştığımız ince bir çizgi vardır. Anın tadını çıkarmak çoğu zaman sefamızdır; güzel anları yaratmak ise cefamız. Yaşadıklarımız birer nota gibidir, hayat ise bu notaların istemeden de olsa yazdığı bir besteye benzer. Kimi bu besteyi hoş bulur, kimi ise ağır ve yorucu.
İnsan hayatının bazı anlarında gözlerinden süzülen yaşları siler. Okulunu başarıyla bitirdiğinde, babası alnından öptüğünde; sevdiği adam dizlerine çöküp evlenme teklif ettiğinde ya da kapının ardında yeni doğan çocuğunun çığlığını duyduğunda içine dolan o tarifsiz hisle kalır. Kalbi hızla çarpar; girdiği sınavda soruları yanıtlarken “ya geçemezsem” diye düşündüğünde, pastanenin sessiz bir köşesinde elinden tutup dudaklarından öptüğünde, çocuğu emeklediğinde, yürüdüğünde ve ilk kez “baba” dediğinde.
Ama hayat aynı zamanda, insanın başından kaynar suların döküldüğü anlarla da ilerler. Üniversite sınavında başarılı olamadığında, eşini başkasıyla birlikte gördüğünde ya da evladı kapıyı çarpıp nankörce evden gittiğinde, bütün o notalar bir anda dağılır. İnsan bazen gözlerini yumar; başardığında, sevindiğinde, güldüğünde olduğu kadar öldüğünde de.
Hayat böylesi anlarla doludur. Nefes aldıkça değişir, gelişir ve dönüşür. Ne istediğimizi sormaz; ister uyum sağlayalım ister direnelim, ister kazanalım ister kaybedelim. Hayat akmaya devam eder. Biz bazen bu akışın bir parçası oluruz, bazen sadece sessiz bir tanığı.

