Sabaha Şükür

Ayarladığım saatin nedense hiç duygusal yanı yok; yine tam saatinde çaldı.
Demedi ki: “Bu adam geç yattı, morali bozuktu, on dakika daha uyusun.”
Yani ona nazlanma şansım yoktu.
Kafamda bir ağırlık, üzerimde yarım kalmış bir uyku hâli…
Anlayacağınız, afyonu patlamamış bir adamdım.
Dün gecenin sıkıntısı üzerimdeydi; kafamdaki karışıklık sanki onu daha da ağırlaştırmıştı.
Yatağımda doğruldum.
Ezan sesi uzaktan geliyordu ama gecenin ağırlığını taşıyan bir tondaydı;
kalbime işlercesine…
O ruhsuz saatten çok daha uyandırıcı bir etkiyle dışarıdan sızarken,
aynı güne uyanıyormuşum hissi peşimi bırakmıyordu.
Dışarı çıktığımda gün henüz ağarmamıştı.
Gecenin serinliği, ağaçların kendine has kokusuyla karışıyor
ve bana bambaşka bir tazelik veriyordu.
İşte tam o an, dikkatimi çeken şey oldu:
Her gün hiç bıkmadan, aynı coşkuyla cıvıldaşan kuşların sesi
içimdeki düşüncelere son noktayı koydu.
Servisime binerken içimdeki yaşama sevinci yüzüme yansıdı
ve bir “günaydın” patlatıverdim.
Yolda giderken, duraklarda ya da aralarda servis bekleyen
tek tük insanları izledim.
Somurtmuş, uykulu hâlleri tuhafıma gitti.
Kendi kendime sordum:
Acaba onlar bu ezan sesini duymadı mı?
Her sabah geceye inat cıvıldaşan kuşları işitmediler mi?
Ve bir kez daha “günaydın” dedim.
Arabada kısa bir şaşkınlık oldu ama
ben sanki onlara değil,
şükür edercesine doğaya söylüyordum.