Hauser dinlemek, bir müzik tercihi değildir benim için.
Daha çok, bir hâlin kabulüdür.
Çello onun elinde bir enstrüman olmaktan çıkar;
bedene yaslanır, nefesle hareket eder,
bazen taşıdığı yükle ağırlaşır,
bazen o yükten kurtulmak ister gibi çırpınır.
Belki de bu yüzden Hauser dinlerken notaları takip etmem.
Bir melodinin nereye gittiğiyle değil,
bedenin orada ne hissettiğiyle ilgilenirim.
Müzik ilerlemez;
insanın içinden geçer.
Hüzün vardır ama çöktürmez.
Özgürlük hissi vardır ama hafiflik vaat etmez.
Daha çok şunu söyler gibi:
“Olduğun hâlden kaçma.”
Bazı müzikler insanı sakinleştirir.
Hauser sakinleştirmez.
İnsanı, içindeki karmaşayla baş başa bırakır
ve buna dayanabileceğini fısıldar.
Belki bu yüzden onu severek dinlerim.
Çünkü Hauser,
ıslanmaktan korkanlara değil,
yağmurda kalmayı göze alanlara çalar.

