Kusturica ve Bregović: Gürültüyle Yaşamak

By

Kusturica ve Bregović: Gürültüyle Yaşamak
Emir Kusturica ile Goran Bregović’i ayrı ayrı düşünmek mümkün değildir; çünkü biri görüntüyle, diğeri sesle aynı hakikati anlatır. Bu hakikat düzenli değildir, sakin değildir, ahlaki olarak da berrak değildir. Gürültülüdür. Dağınıktır. Ve ısrarla neşeli görünür.
Bu neşe bir mutluluk hâli değil; hayatta kalma refleksidir.
Kusturica’nın dünyasında savaş bir istisna değil, arka plandır. İnsanlar savaşırken değil; savaş olmuşken yaşarlar. Yıkım bitmiştir ama etkisi gündelik hayata sızmıştır. Düğünler aşırıdır, kahkahalar yüksektir, müzik susturulamaz. Çünkü sessizlik geldiğinde yüzleşme başlar.
Underground’da trompetler çalarken düğün yapılır, yer altında yaşanır, yalan gerçek olur. Gürültü burada gerçeğin yerine geçer. Ritim durmaz çünkü durmak, ayılmak demektir.
Bregović’in müziği tam bu noktada devreye girer.
Ederlezi bir umut şarkısı değildir; gecikmiş bir dilektir.
Absence bir yokluğu anlatmaz; yokluğa alışmayı.
Maki Maki ritmi yükseltir ama bir yere götürmez.
Bu müzikler neşe üretmez; gerilimi taşınabilir hâle getirir.
İşte bu yüzden Kusturica sinemasıyla Bregović müziği aynı potada erir. İkisi de yapay savaşların, uydurulmuş düşmanların, sürekli diri tutulmak istenen bir tehdit duygusunun estetik karşılığıdır. Gürültü burada gerçeği örtmez; gerçeğin yerine geçer.
Modern toplum da buna benzer bir şey yapar.
Gerçek çatışmalarla yüzleşmek yerine sembolik savaşlar üretir. Sürekli bir “tehlike”, sürekli bir “aciliyet”, sürekli bir “cephe” hissi yaratılır. Böylece kimse durup düşünmez. Çünkü düşünen insan ritmi bozar.
Kusturica’nın karakterleri de ritmi bozmaz. Onlar bilirler ki durmak, ayılmak demektir. Bu yüzden müzik susmaz, kamera dinlenmez, hikâye toparlanmaz. Kaos bir anlatım biçimi değil; bilinçli bir kaçıştır.
Bu kaçış, yok oluşu geciktirir ama engellemez.
Ama Bazen Müzik Susar
Bregović’in Iggy Pop’la yaptığı In the Death Car bu gürültülü neşenin tam zıddıdır. Orada ritim yok, dans yok, kaçış yok. Sadece yavaş, karanlık bir akış var. “A fish knows…” der Iggy. Balık bilir. Neyi? Akıntının sonunda ne olduğunu. Işığın nereye çektiğini. Kaçışın bir yanılsama olduğunu.
Arizona Dream’de araba uçmaz. Uçtuğunu zanneder. Ve işte o an, tüm Kusturica sinemasının altında yatan o sessiz kabulleniş ortaya çıkar: Biz zaten düşüyoruz. Müzik sadece düşüşü erteliyor.
Bregović’in melodileri yükseldikçe, filmlerdeki dünya biraz daha çöker. Gürültü arttıkça anlam azalır. Ve tam bu noktada seyirci rahatsız olur; çünkü fark eder: Bu hikâye bize yabancı değildir.
Biz de kendi hayatlarımızda benzer bir gürültüyle yaşarız. Yapay krizler, sürekli tehditler, bitmeyen ajitasyonlar… Hepsi aynı amaca hizmet eder: Sessizliği ertelemek.
Oysa sessizlik geldiğinde şu soru kalır:
Gerçekten neyi savunduk, neyi kaybettik?
Kusturica ve Bregović bu soruyu cevaplamaz. Çünkü onların dünyasında cevap yoktur; yalnızca ritimle bastırılmış bir çöküş vardır.
Belki de bu yüzden bu ikili hâlâ güçlüdür. Çünkü umut satmazlar. Neşeyi masumlaştırmazlar. Gürültüyü kurtuluş gibi sunmazlar. Sadece şunu söylerler:
Yalanla kurulan her savaş, sonunda aynı hiçlikte erir.
Ve o hiçlik, en çok müzik sustuğunda hissedilir.


Posted In ,